İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İnan Mutlu: Emekli yoksulluğu bilinçli bir tercih

Etki Can Bolatcan

En düşük emekli aylığını 20 bin liraya çıkaran düzenlemenin Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçmesinin ardından emeklilerin insanca yaşam talepleri ve geçim sıkıntıları yeniden gündeme geldi. Ülkenin en önemli toplumsal kesimlerinden birini oluşturan emekliler, yeni düzenlemenin ardından açlık sınırının atlında yaşamaya terk edildi.  

İstatistiklerle ele alındığında: AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana çalışan veya iş arayan emeklilerin sayısı 1,5 milyondan 7,9 milyona yükseldi. 2009 yılında bütçeden SGK’ya yapılan transferlerin milli gelire oranı yüzde 5,2 iken, 2025’te bu oran yüzde 3,3’e geriledi. Bütçeden sosyal güvenliğe ayrılan kaynağın 282 milyar TL’si kullanılmadı. Ancak emeklilere dayatılan yoksulluğu sayılara indirgemek mümkün değil. Her gün 65 yaş üstü çalışanların iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği, emeklilerin otobüs terminallerinde sabahladığı veya en temel gıda ihtiyaçlarını karşılayamadığı haberleriyle karşılaşıyoruz. Açlık sınırının altında, sefalete mahkum edilen emekliler için torununa harçlık vermek, sosyalleşmek, ‘emekliliğin tadını çıkarmak’ lüks hale gelmiş durumda.

Emeklilerin ekonomik sorunlarını, iktidarın emeklilere yönelik tercihlerini ve var olan sorunların nasıl aşılabileceğini İktisatçı İnan Mutlu değerlendirdi. 

***

Bir yurttaş emekli olana kadar ödediği primin ne kadarını emekli maaşıyla geri alabiliyor?  

Bunun hesabını yapmak mümkün ama ben soruna birey temelli yaklaşmanın sıkıntılı olduğunu düşünüyorum. Sosyal güvenlik sistemi, bireysel emeklilik ya da yatırım fonu değildir. Sosyal güvenlik sisteminin mantığı çok ayrıdır.  

Temel mesele çalışma hayatını tamamlamış ya da çalışma hayatından iş kazaları nedeniyle erken ayrılmış ya da dul ve yetim aylığı almak zorunda kalan vatandaşlarınızı korumak, insan onuruna yakışır biçimde yaşatmak için ne kadar kaynak ayırdığınızdır. Bu toplumsal kesimlere yapılan ödemelerin kaynakla alakalası yok, siyasi iradenin tercihleriyle alakası var. Bugün emeklilerin yaşadığı birçok sorunun nedeni, iktidarın emeklileri ve diğer dezavantajlı kesimleri toplumun sırtında bir yük olarak görmesinden kaynaklanıyor.  

Sosyal güvenlik mekanizması, toplumda ihtiyaç duyanların yanında olacak şekilde dizayn edilmelidir. Genelde devletin bu mekanizmaları kurmasının nedeni, toplumda gelir adaletini dengelemek, sosyal harcamaları artırarak dengesizlikleri hafifletmektir.  

Bu bakış açısı ile yönetilmeyen sosyal güvenlik sistemleri, çözüm değil, bahaneler üretir. SGK’nın açık vermesi kadar doğal bir durum yok. Hele ki ekonomik bunalımın bu kadar uzun sürdüğü dönemlerde hem bütçe açıklarının hem de sosyal güvenlik sistemindeki açıkların yükselmesi toplumun hayrınadır. ‘Hiç kimseyi kriz karşısında çaresiz, yalnız bırakmıyoruz’ demektir. Maalesef egemen söylem sosyal güvenlik sistemine kar-zarar hesabı ile bakılmasını hem dayatıyor hem de sağlıyor.  

Emekliler sağlık, barınma, sosyal ihtiyaçlardan ne kadar yararlanabiliyorlar, bu bütçe nereye aktarılıyor? 

Sosyal güvenlik sistemi iflas etmez, ama ‘iflas ediyormuş’ gibi bahane edilerek toplumun dezavantajlı kesimlerine aktarılan kaynaklar düşürülür. Bütçeden emeklilere ayrılan kaynaklar sürekli düşürülmeye çalışılıyor. Bunu resmi rakamlardan teyit etmek de mümkün. 2009’dan beri SGK’dan pasif aylık alanların sayısı 9 milyondan neredeyse 17 milyona kadar yükseldi. Buna karşın, 2009 yılında bütçeden SGK’ya yapılan transferlerin milli gelire oranı yüzde 5,2 iken, 2025’te bu oran yüzde 3,3’e geriledi. Bütçeden ayrılan kaynak meselesine bu şekilde bakmak en sağlıklı yoldur.  

Maaş alanların sayısı neredeyse ikiye katlanmış ama bütçeden aktarılan kaynak çok ciddi biçimde gerilemiş. Böyle bir tablonun yarattığı yıkımı tahmin etmek zor olmasa gerek. Otellerde kalan, otogarlarda uyuyan emekli haberleri ne yazık ki tesadüf değil. Çok bilinçli bir biçimde emekliler yoksullaştırılıyor. Avrupa’da milli gelirine oranla emeklilere en az kaynak ayıran iki ülkeden biriyiz.  

İktidar da yarattığı yıkımın farkında. Yaklaşık 4,9 milyon emekli en düşük emekli aylığı ile hayatta kalmaya çalışıyor. Sistemin işleyişi o kadar sorunlu ki, en düşük emekli aylıkları otomatik olarak belirlense, yaşlılık aylıkları çok düşük kalıyor. İktidar bu nedenle, 2019 yılından beri her sene en düşük emekli aylığını kanuni düzenleme yaparak belirliyor. Aslında ne yaptıklarının çok ciddi biçimde farkındalar. ‘Kaynak yok, elimizden bu kadarı geliyor’ söylemi gerçekçi değil. Çok daha fazlasını yapmalarına engel olan şey, kaynak olmaması değil, emeklilere bakış açıları.  

Emeklilerin ihtiyaçlarına yönelik kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, emeklilere yönelik yatırımların sosyal yardımlara indirgenmesi gibi tercihler emeklilerin yaşamını ne ölçüde zorlaştırıyor? Bizzat emeklilerin haklarından bu yatırımların kısılmasının sebepleri nelerdir? 

Burada karşımıza çıkan tablo, diğer alanlarda olduğu gibi sosyal devletin budanıp piyasalaşmanın, yeni kar alanlarının yaratılmasının sonucu. Devlet sosyal güvenlik gibi, yaşlı bakımı gibi alanlardan çekilecek ki bu alanlar özel sermayeye açılabilsin ve kar getiren alanlar haline dönüşsün.  

Emeklilerin ihtiyaçlarına yönelik kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi ve emeklilere yönelik yatırımların sosyal yardımlara indirgenmesi, emeklilerin yaşamını son derece zorlaştırmaktadır. Çünkü bu tercihler, emekliliği hak temelli, güvenceli bir yaşam dönemi olmaktan çıkararak, piyasa koşullarına ve geçici desteklere bağımlı bir hayatta kalma sürecine dönüştürmektedir. Sağlık, yaşlı bakımı, barınma ve ulaşım gibi temel alanlarda kamusal hizmetlerin daraltılması, sabit gelirle yaşayan emeklileri ya bu hizmetlerden vazgeçmeye ya da borçlanmaya zorlamaktadır. Sosyal yardımlar ise sürekliliği olmayan, kapsamı sınırlı ve hak niteliği taşımayan uygulamalar olduğu için emeklilerin yaşam güvencesini sağlamaktan uzaktır. 

Sonuç olarak ortaya çıkan tablo, emeklilere özgü bir sorun değil; sosyal devletin tasfiyesiyle birlikte yurttaşlık haklarının piyasaya devredildiği daha geniş bir dönüşümün parçasıdır. Bir ömür emek veren milyonlarca insanın emekliliği, güvenli ve onurlu bir yaşam dönemi olmaktan çıkarılarak, güvencesizlik ve yoksulluk riskiyle baş başa bırakılmaktadır. Bu durum, sosyal devlet ilkesinin açıkça aşındırıldığını ve emekçilerin kazanılmış haklarının bilinçli tercihlerle geriletildiğini göstermektedir. 

   Site Tasarımı: Kadir Hameş Tarafından Yapıldı