Bugün cebinizde taşıdığınız, geceleri uyku kaçıran bildirimlerin kaynağı olan o akıllı telefonun, sizi algoritmalarla tanıyan sosyal ağların ve “bir tıkla her şey” illüzyonunun arkasındaki asıl fail transistördür. Ne dev ordular kurdu ne de nutuklar attı; sadece elektriği biraz daha akıllı kullanmamıza izin verdi. Gerisi kendiliğinden geldi.
Transistörün neden bu kadar önemli olduğunu anlamak için önce ondan önceki dünyaya bakmak gerekir. 20. yüzyılın ilk yarısında elektronik denilen şey, esas olarak vakum tüpleri üzerine kuruluydu. Radyo alıcıları, ilk bilgisayarlar ve askeri iletişim sistemleri bu cam tüplerle çalışıyordu. Sorun şuydu: Vakum tüpleri büyüktü, çok ısınıyordu, bolca enerji tüketiyordu ve bozulmaya son derece yatkındı. ENIAC gibi ilk bilgisayarlarda binlerce vakum tüpü bulunuyor, bunlardan biri yandığında sistemin tamamı çökebiliyordu. Dijital çağın temeli, adeta nazlı bir sobaya emanet edilmişti.
Kısacası, insanlık “elektronik bir gelecek” hayali kuruyordu ama elindeki teknoloji bu hayali sürekli baltalıyordu. İşte tam bu noktada sahneye, pek de karizmatik olmayan bir kurtarıcı çıktı.
SESSİZ BİR DEVRİM
1947 yılında, ABD’deki Bell Labs bünyesinde çalışan üç bilim insanı – John Bardeen, Walter Brattain ve William Shockley – katı hâl fiziği üzerine yürüttükleri çalışmalar sırasında, elektriği küçük bir yarı iletken parça üzerinden kontrol edebileceklerini gösterdiler. Bu aygıta “transistör” adı verildi. Kelime, “transfer” ve “resistor” sözcüklerinin evliliğinden doğmuştu; oldukça romantik, değil mi?
Transistör, vakum tüplerinin yaptığı işi çok daha küçük boyutta, çok daha az enerjiyle ve çok daha güvenilir biçimde yapabiliyordu. Üstelik ısınmıyor, kırılmıyor ve seri üretime son derece uygundu. 1956’da bu üçlü, transistörün icadı nedeniyle Nobel Fizik Ödülü’nü aldı. O sırada muhtemelen kimse, bu icadın ileride Instagram filtrelerinden yüksek frekanslı borsacılık algoritmalarına kadar her şeyi etkileyeceğini tam olarak öngörememişti.
HER YERİ ELE GEÇİRDİ
Transistörün ilk yıllarda yaygınlaşması hızlı olmadı. Elektronik endüstrisi temkinliydi; yeni şeylere güvenmek risklidir. Ancak 1960’lara yaklaşırken transistörlü radyolar piyasaya çıkmaya başladı. Daha küçük, taşınabilir ve daha az pil tüketen bu cihazlar, transistörün günlük hayata ilk ciddi giriş kapısı oldu. Ardından askeri sistemler, uzay teknolojileri ve bilgisayarlar geldi.
1960’larda entegre devrelerin geliştirilmesiyle, birden fazla transistör tek bir çip üzerinde birleştirildi. Bu, elektronik dünyasında tam anlamıyla bir hızlanma etkisi yarattı. 1971’de ilk ticari mikroişlemci üretildiğinde, artık iş geri dönülmez bir noktaya gelmişti. Gordon Moore’un meşhur gözlemi – transistör sayısının yaklaşık her iki yılda bir iki katına çıkması – bir kehanetten çok, kendi kendini gerçekleştiren bir teknoloji masalına dönüştü.
Bugün transistör, modern hayatın görünmez altyapısıdır. Bir akıllı telefonun içinde milyarlarca transistör bulunur. Otomobillerdeki sensörlerden tıbbi görüntüleme cihazlarına, yapay zekâ sistemlerinden evdeki kahve makinelerine kadar her şey, temelde transistörlerin açılıp kapanmasına dayanır. Yapay zekâ dediğimiz o “akıllı” sistemler bile, en derinlerinde son derece mekanik bir gerçeğe sahiptir: 0 ve 1’ler. Yani transistör açık mı kapalı mı?
Biraz sarkastik düşünürsek, bugün “insanlığın dijital bilinci” diye pazarlanan pek çok şey, aslında saniyede trilyonlarca kez açılıp kapanan minik anahtarlardan ibarettir. Felsefi tartışmalar, etik paneller ve gelecek senaryoları… Hepsi, silikon üzerine kazınmış transistör ordularının omuzlarında yükselir.
Transistör, bağırarak gelmedi. Savaş ilan etmedi. Kimlik siyaseti yapmadı. Sadece daha küçük, daha hızlı ve daha ucuz olmayı başardı. Bunun sonucunda da dünyayı geri dönülmez biçimde değiştirdi. Bugün “dijital çağ” dediğimiz şeyin gerçek adı, belki de “transistör çağı” olmalıydı. Ama kabul edelim, kulağa pek havalı gelmiyor.
Yine de şunu net biçimde söyleyebiliriz: Eğer transistör olmasaydı, ne yapay zekâyı tartışıyor olurduk ne de bu yazıyı ekranda okuyabilirdiniz. Küçük şeylerin büyük etkiler yarattığını kanıtlayan en güzel örneklerden biri, hâlâ sessizce çalışmaya devam ediyor.
Kaynaklar
Nobel Prize – The Nobel Prizein Physics 1956: https://www.nobelprize.org/prizes/physics/1956/summary/
Encyclopaedia Britannica –Transistor: https://www.britannica.com/technology/transistor-electronics
Computer History Museum –The Transistor: https://www.computerhistory.org/siliconengine/the-transistor/
