Nurcan Gökdemir
Filistin Kartalları kitabının yazarları Serpil Çelenk Güvenç ve Sultan Özer ile neden Filistin Kartalları ve içeriği ile Filistin halkının mücadelesinin bugüne yansımalarını, ABD emperyalizminin başta Filistin ve son olarak Venezuela olmak üzere ülkeler üzerindeki saldırılarını konuştuk.
Kor Yayınları’ndan Mayıs ayında çıkan ve ikinci baskısını yapan kitap, “, dört genç Filistinli gerillanın (Mervan Sebanu, Muhammed Dip Ebuzerat, Mustafa Beşeyşi ve Hüseyin Abdullah) 13 Temmuz 1979’da Ankara Mısır Büyükelçiliği baskını ve bunun siyasi arka planını, sonuçlarını ve uzun yıllar süren hukuki sürecini inceleyen bir belgesel niteliğindedir.
ABD emperyalizminin Venezuela’yı deyim yerindeyse basarak başkan Maduro ve eşi/devrimin ilk savaşçısı Silia Flores’i kaçırması, petrol ve enerji çıkarları için önüne gelen ülkeyi tehdit eder hale geldiği günümüzde ilk sorumuz, kitapta anlattığınız 1979 Mısır Elçiliği baskınının bugünle olan ilişkisi olacak. Neden Filistin?
Serpil Güvenç: Lenin, kapitalizmin tekeller aşamasını çözümlediği emperyalizm eserinde, “kapitalist toplum daima ucu bucağı olmayan bir dehşettir”.”Emperyalizm, dünyanın bölünmesi ve yeniden bölünmesi için büyük devletlerin giriştikleri vahşi bir mücadeledir” der. Dün Orta Doğu’da bugün Latin Amerika’da olmak üzere ABD emperyalizminin dünyanın her noktasındaki pervasız saldırganlığı bugünlerde yaşadıklarımızın en güzel özeti bence. Bu iki olay kapitalizmin doymak bilmeyen kar hırsını sergileyerek birbirini besliyor.
100 yıldır emperyalist devletlerin elini çekmediği Filistin yurdu bugün İsrail’e altın tepside sunulmakta, bir halk sürülmeye, katledilip yok edilmeye çalışılmaktadır. Öykü sadece çocuk, kadın, erkek bir halkın katledilmesinin değil, FKÖ’nün kuruluşuyla birlikte örgütlenen halkın yurdunu geri almak için emperyalizme karşı sergilediği direnişin ve kahramanlığın da öyküsüdür. Bu öykünün Türkiye’ye yansımasıydı kitapta anlattıklarımız.
Ne var ki yukarıdan baktığımızda neden Filistin sorusu Orta Doğu ve enerji kaynaklarıyla da ilişkili…
ABD, özde küresel kapitalizme eklemlenmemiş, ona göreceli de olsa kapalı ülkeleri kendisi ya da yandaşı devletlerin askeri müdahaleleriyle değişime zorlamaktadır. Bu ülkeler, ticareti liberalleştirmeye, sermayenin tam serbestlikle dolaşmasına, serbest piyasa işleyişine istenildiğince izin vermeyen ülkelerdir. Bir ABD kuruluşu yöneticisi bu hedefi şöyle açıklamakta;
“Orta Doğu Merkeze (küreselleşme dünyasına) katılana dek biz Orta Doğu’yu asla bırakmayacağız. Biz bölgeyi dönüştürmek istiyoruz… Biz dünyanın her yanında savaş açmaya hazırız ama asıl odaklandığımız yer Orta Doğu bölgeleridir.. Amerika… Orta Asya’da ve İran Körfezinde savaşa hazırdır çünkü bu bölgeden akan enerji küresel bağlantının korunması bakımından önemlidir”. Görünen o ki, ABD tarafından dönüştürülene dek bu ülkelere rahat yüzü yoktur. Filistin bugün bu çıkışın merkezinde olan Irak, Suriye, Lübnan gibi ülkeler arasındadır.
Sultan ile gecikmeli de olsa bu kitabı hazırlamaya başlarken bu denli “güncel” olacağını düşünmemiştik. Amacımız, Filistin halkının yüzyıla yakındır süregelen varolma ve vatan toprağını koruma mücadelesinin ülkemize yansıyan kısa bir öyküsünü paylaşmaktı. Ne var ki, kitap Filistin halkına uygulanan soykırımın, bir ulusun yok edilme kalkışmasının belki de en üst noktasına ulaştığı bir yıla denk geldi.
Filistin’in diaspora dahil toplam nüfusunun yaklaşık 11 milyon olduğunu biliyoruz. Birinci Dünya paylaşım savaşını izleyen İngiliz mandasından bugüne 2 milyon Filistinli öldürüldü… Henüz 2023 olayları yaşanmamışken yani Ocak 2000 – Eylül 2023 arasında İsrail’in 11 bin 299 Filistinliyi katlettiği biliniyor. Temmuz 2024’de yayınladığı raporda LANCET 2023’den 2024’e 186 bin Filistinlinin askeri operasyonlar, şiddet ya da zorla yoksun bırakma nedeniyle öldürüldüğünü açıkladı. 186 bin rakamı ABD nüfusuyla karşılaştırıldığında 26 milyon ABD’linin öldürülmesine koşuttur. URNWA’nın yaptığı benzer ölüm hesaplarına göre aynı dönemdeki toplam ölüm sayısı 160 bindir. 377 bin kişi kayıptır. Euro-Med Human Rights Monitor 500 sağlık personelinin, 117 akademisyenin, 441 öğretmenin, 146 gazetecinin katledildiğini, 37 bin 7280 binanın yıkıldığını açıklamaktadır. 2007’den itibaren Gazze 7 bin tonluk patlayıcı kullanılarak yıkılmıştır. Bu, Hiroşima’ya atılanın 6 katı atom bombası eşdeğeridir. Filistin’ de suyun yüzde 97si içilemez haldedir: hava İsrail bombalarıyla gelen beyaz fosfor doludur; izin verilip de geçen yardımlar İsrail lütfederse halka dağıtılabilmektedir. Yaklaşık 60 bin insanın İsrail askeri operasyonlarıyla katledildiği bir yıl boyunca öldürülenlerin 20 binden fazlası çocuktur yani 23 ay boyunca her saat başı 1 çocuk öldürülmüştür; yüzlercesi halen İsrail’in yeraltı cezaevlerindedir.
Bilim de soykırım planlamasında kullanılmaktadır. Geçtiğimiz günlerde, BM Özel raportörü Francesca Albanese, İsrailin yapay zekayı “ölüm listeleri” yapmakta kullandığını, hedefin Gazze’deki Filistinliler olduğunu açıkladı.
BM PLANI MANDACILIK GETİRECEK
Elçilik baskınını gerçekleştiren gerillalar 1979’da İsrail ve Mısır arasında ABD aracılığıyla imzalanan Camp David anlaşmasına da karşı çıkmaktalar. Neredeyse üzerinden yarım asır geçmiş bir anlaşma neden önemli sizce?
Sultan Özer: Gerillalar yayınladıkları bildiride, Mısır devlet başkanı “hain” Enver El Sedat’ın İsrail ve ABD ile imzaladığı Camp David anlaşmasının Filistin halkına ve onun ulusal davasına ihanet anlamına geldiğini, bu nedenle Türk hükümetinden bu anlaşmanın resmen kınanması, Sedat rejimi ile diplomatik ilişkilerin kesilmesini istemektedirler. Anlaşma gerçekten de Filistin halkının vatan savunması mücadelesinin temsilcisi FKÖ’ye ve elbette Filistin halkına saplanan ilk hançerdir.
ABD-İsrail ikilisi, Arap dünyasının en güçlü devletini, Mısır’ı Filistin mücadelesinden izole etmiştir. İsrail’e karşı sözde de olsa süregelen Arap devletlerinin birliği dinamitlenmiştir. Arap dünyasındaki antiemperyalist ve milli kurtuluşçu duygular zayıflamış, ABD etkisi kurumsallaşmıştır.
Bu etkiler sürmektedir. Ne var ki, anlaşmanın bugüne dek devam eden başka sonuçları da vardır. Bizce yaşanan en önemli sonuç, Arap dünyasında İsrail ile görüşmenin mümkün olduğu, bunun ancak ABD aracılığıyla ve onun istediği yönde olabileceği ve Orta Doğu’nun ABD-İsrail ikilisince her yönden şekillendirilebileceğidir. Bu bağlamda, İsrail’in Filistin topraklarını işgali, ikilinin çevrelediği Orta Doğu ülkelerine yaptıkları askeri operasyonlar meşruiyet kazanmıştır.
1990’lı yıllarda Arafat ile ABD- İsrail arasında ABD’de imzalanan ve bir ihanet belgesi olarak yorumlanan OSLO anlaşmalarının, 2020’lerde İsrail’in tanınmasına dair BAE ve Bahreyn ile imzalanan Abraham Anlaşmalarının, yine 2020’ de Fas’ın İsrail’i tanımasının, 2021’de Sudan’ın İsrail’i tanımasının öncülü olduğu söylenebilir. İsrail’in amacı, bu anlaşma dizisinin Endonezya, Moritanya, Nijer ve Somali’ye doğru genişletilmesidir. Bu sonuçların da ötesinde, “tüm kötülüklerin anası” olarak tanımlanan Camp David anlaşmasının, emperyalist dünyanın ve özellikle ABD’nin soğuk savaştaki iki diplomatik kazanımından birisi olduğu da iddia edilmektedir. Elçilik baskınını yapan gerillaların haklılığı ve eylemlerinin meşruiyeti de bu olgular ışığında açığa çıkıyor.
18 kasım 2025 tarihli ve 2803 sayılı BM Planı Filistin halkına ne getirecek?
SG: ABD’nin tek bir karşı oy olmadan BM’den çıkardığı planda kurulacak Barış Kurulu’na Filistinli çocukların öldürülmesi için 17 milyar dolarlık silah veren kişi yani Trump başkanlık ediyor. Irak’ı yıkan T. Blair de yardımcısı olacak. Kurul, Mısır, işgalci İsrail ve diğer garantörlerle birlikte iş yapacak. Bu yapı Gazze’nin sınırlarını, güvenliği, yeniden inşayı ve siyasal yaşamı denetleyecek. Filistinlilerin ne zaman kendilerini yönetir hale geleceklerine karar verecek! ABD/İsrail kuklası Filistin Otoritesi kendisini reforme edip Gazze’yi yönetir hale gelene dek manda yönetimi sürecek. Her türlü yardım ABD, BM ve Kızıl Haç tarafından denetlenecek, barışçıl olarak kullanılacağına kanaat getirilirse halka dağıtılacak. DB ve diğer mali kuruluşlar bir fon kurup yeniden inşaya yardım edecek. Gidişi denetleyecek olan IDF (İsrail savunma güçleri) ve Barış Kurulunca kurulacak olan ISF (Uluslararası İstikrar Gücü)… Gazze halkı silahsızlandırılacak, aslında hedeflenen İsrail’in askeri hedeflerini yerine getirmek. ABD ve İsrail yeni Filistin polis teşkilatı ve teknokrat ve apolitik kişilerden oluşacak bir Filistin Komitesi kuruluyor. İsrail’in Gazze’den çekilmesi ancak “standartlara, kilometre taşlarına ve zaman aralıklarına bağlı” olacak. Karar ISF, garantörler ve ABD’ye bağlı. Filistin işgalinde Filistinlilerin sözü yok.
Özetle plan İsrail’in hedeflediklerinin siyasal olarak gerçekleştirilmesidir.
Hamas’ın “uluslararası gardiyanlık mekanizması” dediği plan ABD planıdır. Trump’ın kitabımıza aldığımız şu konuşması da Filistinde yaşananların açıklamasından başka bir şey değildir;
“ABD’li vergi mükelleflerinin cebinden beş kuruş çıkmadan Orta Doğu’nun Rivierasını inşa edeceğim…Gazze’yi satın almak ve oraya sahip olmak konusunda kararlıyım…”
Petrolü de unutmayalım. İsrail uzun zamandır Gazze sularındaki milyonlarca varil petrol arıyor el koymak üzere.
Plan uluslararası tekellerin sonsuz iştahını tatmin planıdır ve ne yazık ki bu plandaki yeniden inşada ABD Yandaşı Arap rejimleri kadar bizim siyasal iktidarın yandaşı Limak, Tekfen, ENKA vb. şirketlerin de payı olacaktır. Filistin mezarlarının üzerinde hep birlikte akbabalar gibi dolaşıyorlar…
Kitabınızda kısaca baskın olayını nasıl ele aldığınızı açıklar mısınız?
SÖ: Olaya tanıklığımız Halit Çelenk’in geride bıraktıklarına göz atmamızla başladı. Resimler, dilekçeler, savunmalar… Derken geç de olsa ortaklaştığımız gibi kitap aşamasına geçtik. Dolayısıyla girişte olayın sağ ve sol/sosyalist basındaki yansımalarını, TBMM’deki görüşmeleri, yargıda gerillaların avukatlarınca savunulmasını okura sunduk. Dönemin Filistin sorumlusu Abu Firaz, İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş ve elçilik baskınına yollanan timin başında görev yapan Başar Yaltı ile yani olayın önemli üç aktörü ile değerli bilgiler içeren röportajlar yapma olanağını bulduk… Ama kitap elbette sadece bunlardan ibaret değil. Kısa bir Filistin tarihi aktarımı ile 2025 sonuna dek Filistin halkının yaşadıkları, FKÖ’nün kuruluşu, Camp David anlaşmasının ayrıntıları, Cumhuriyetten günümüze Türkiye/Filistin ilişkilerinin kısa bir özeti de yer alıyor kitabımızda. Söz konusu bölümler Filistin olayını yazılı ve sözlü basın başlıklarının ötesinde daha derinliğine öğrenmek isteyen okurlara yönelik bir çabaydı.
FİLİSTİNLE İLİŞKİLERİMİZ EMPERYALİZMİN ÇİZDİĞİ SINIRLARDA
Kitapta da değindiğiniz gibi tarihi açıdan Türkiye Filistin ilişkilerine bakıldığında geçmişten bugüne kadar bir yakınlığın varlığı seziliyor. Ne dersiniz?
SÖ: Özetle şunu söyleyebiliriz: geçmişten bugüne Türkiye- Filistin ilişkileri – istisnai bazı dönemler dışında- resmi ilişkiler yönünden görünürde yakın ama özünde emperyalizmin çizdiği sınırları aşmayan bir çizgi izlemiştir. Eklememiz gereken, sosyalistlerin, solun daima Filistin halkının yanında yer alması, onun davasını benimsemesi ve desteklemesidir. 68 kuşağının temsilcileri canlarını ortaya koyarak Filistin halkıyla, o günlerde onun temsilcisi olan FKÖ’yle birlikte emperyalist ABD desteğindeki işgalci katil İsrail’e karşı silahlı mücadele verdiler. Deniz Gezmiş başta olmak üzere yüzlerce devrimciden, ölen, yaralanan, İsrail hapishanelerinde ömür tüketen insanlardan söz etmekteyiz. Unutmamamız ve unutturmamamız gereken bir başka şey de içinde bugünün iktidar sahiplerinin de bulunduğu kişilerin devrimcilerin anti Amerikan eylemlerine saldırılarıdır. Türkiye’de düzen partilerinin sadece çenelerini yoran Filistin sorunu sosyalistlerin fiilen katkıda bulundukları, savaştıkları bir mücadele alanı olmuştur.
Filistin halkı ve emperyalizmin saldırısı altındaki tüm halklar nasıl kurtulur?
SG: Sadece Filistin’de değil dünyanın her yerinde emperyalizmin işgal ettiği, saldırdığı halkları kurtuluşa götürecek temel güç o halkın örgütlü savaşımıdır. Filistin’de de toprağını koşullar ne olursa olsun terk etmeyen, yenilebilen ama teslim olmayan Filistin halkıdır. “Bizi kurtaracak olan kendi kollarımızdır” diyen Filistin halkıdır. Aynı şey, başkanı ABD tarafından utanmazca kaçırılan Venezuela halkı için de geçerlidir.
Dünyanın diğer ezilen halkları ile gerçekleşecek olan o büyük dayanışma ise hepimizin kurtuluşudur. Örgütlü Büyük İnsanlık omuz omuza verecek, kurulacak sınıfsız, eşit ve özgür bir dünyada Filistin ile birlikte dünya kurtulacaktır; diğer seçenek barbarlık ya da yok oluştur.
Filistin halkına destek için 22 Kasım’da 6 ülkeden işçi örgütleri “FİLİSTİN İÇİN HALKLARIN AMBARGOSU”nu kurmaya çabalıyorlar. İsrail’e silah ve askeri malzeme temin zincirinde zayıf halkalar bulmaya çalışıyorlar. Gemilerin rotalarını, demirledikleri limanları izliyorlar. İşçi kuruluşları, sendikalar ile temasa geçip malzemenin İsrail’e gitmesini engellemeye çalışıyorlar.
Dünyanın birçok ülkesinde örgütlü Filistin Gençlik hareketinin üyeleri askeri kargo gemilerini izliyorlar. Danimarka’da dev bir Danimarka şirketi taşıma yolunu değiştirdi çünkü işçiler taşınan malzemeyi yüklemeyi reddettiler.
Oakland ZIM İsrail gemi zinciri 2014den beri BAY alanından uzaklaştırıldı çünkü dok sendika işçileri işi durdurdu.
COSATU Güney Afrika kömürünün İsrail’e gitmesini engellemeye çalışıyor.
İtalya’da lojistik sendika COBAS askeri temin zincirini engellemek için abluka ve grevler uyguladı.
BDS (İsrail’e boykot, tecrit ve yaptırımlar topluluğu) İsrail’in BM’den atılması, İsrail’le her türlü ilişkinin kesilmesi ve bu ülkenin uluslararası her tür etkinlikten çıkarılması, tüm ticari ürünlerinin boykot edilmesi için uğraşmakta.
Kitabımızla bu büyük mücadelenin Türkiye boyutunu az da olsa yansıtabildiysek ne mutlu bize!
Selam olsun Filistin halkına!
Selam olsun Filistin’in özgürlüğü için vuruşan, İsrail cezaevlerinde yatan, vuruşarak ölen 68 gençliğine!

