Emeklilerin her yıl daha fazla oranda çalışma hayatına dönmesi, basit bir tercih değildir. Emekli aylıklarının yaşlılıkta gelir güvencesi olma niteliğinin zayıflatılmasıyla oluşan yeni bir zorunluluktur. Aylıkların yaşamı sürdürmeye yetmemesi, emeklileri pazarlık gücü düşük, çoğu zaman güvencesiz ve düşük ücretli işlere itmektedir. Bu durumda emekliler artık sadece ek gelir için değil, hayatta kalmak için de çalışmak durumunda kalıyorlar. Bu, emekliler üzerinde yeni bir sömürü biçimi yaratırken aynı zamanda genel ücret düzeyini aşağı çeken ve çalışma hayatındaki parçalanmayı derinleştiren bir etki üretiyor. Emekliler çalışmaya mecbur kaldıkça düşük ücretler normalleşiyor, güvencesizlik yaygınlaşıyor ve emeklilik yaşlılığın güvencesi olmaktan çıkıyor.
Emeklilere ayrılması gereken bütçenin kısılması ve kaynakların başka alanlara yönlendirilmesi de bu tabloyu ağırlaştırıyor. Kısa vadede “maliyet azaltma” gibi sunulsa da orta vadede yaşlı yoksulluğunu büyütüyor, hane içi bağımlılık ilişkilerini artırıyor ve toplumsal eşitsizliği derinleştiriyor. Emekliler gelir kaybını borçlanma, birikim tüketimi ya da aile desteğiyle telafi etmeye zorlanıyor, bu hem ekonomik kırılganlığı artırıyor hem de sağlık, bakım ve sosyal yardım yüklerini büyüterek sosyal bir krizi tetikliyor. Bu bağlamda sosyal güvenlik alanında “tamamlayıcı emeklilik” ve özel sağlık gibi araçlar riski yurttaşa devrediyor. Önemli toplumsal dayanışma mekanizması, sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılıyor. Böylelikle kamusal kaynakların sermayenin ihtiyaçlarına uygun biçimde teşvikler ve transfer mekanizmalarıyla dağıtıldığı bir sistem kurgulanmaktadır. Bu durumda sosyal güvenlik mekanizmasının tasfiyesi sermaye birikimini daha fazla destekleyen bir düzeneğe dönüşmektedir.
Bu nedenle alternatif, emekliliği piyasa ürünü olarak gören bu yaklaşımın terk edilmesidir. Emeklilik kamusal bir hak olarak yeniden kurulmak durumundadır. İşin esası aylık bağlanma oranlarının ve güncelleme katsayı mekanizmalarının emekli aleyhine sürekli işleyen bir mekanizma olmaktan çıkarılıp, “yaşanabilir bir gelir” hedefine odaklanılmasıdır. Emekli aylığı en azından emekliyi açlığa ve yoksulluğa mahkûm etmeyecek bir düzeyde belirlenmelidir. “Tamamlayıcı Emeklilik” adı altında düşük aylığı (tamamlanması gereken bir ücret olarak) normalleştiren ve bireysel birikimi zorunlu kılan yaklaşım yerine, güçlü bir kamusal emeklilik sistemi oluşturulmalıdır. Sosyal güvenliğin “kara delik” değil toplumsal ihtiyaçlar açısından olmazsa olmaz olduğu kabul edilmelidir.



