İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

SOL Parti’den nükleer tehlike çalıştayı: Mücadele zamanı

SOL Parti, Trakya’daki ekolojik yıkımı ve beklenen nükleer tehlikeyi tartışmak üzere Ekoloji Çalıştay’ı düzenledi. Kırklareli’den gerçekleşen çalıştayda Trakya’daki ekolojim yıkımın son durumu, nükleer tehlike ve mücadele yolları tartışıldı.

Moderasyonunu Parti Meclis Üyesi Serkan Varol’un yaptığı çalıştayda açılış konuşmasını SOL Parti Sözcüsü Deniz Demirdöğen yaptı. Ülkedeki ve Trakya’daki talan ile yağmaya karşı SOL Parti’nin mücadele deneyimlerini aktaran Demirdöğen, birleşik ekoloji mücadelesinin yol ve yöntemlerine ilişkin konuştu.

Açılış konuşmalarının ardından birinci oturumda ilk sözü BirGün yazarı Özgür Gürbüz aldı. Gürbüz nükleer enerjinin pahalı, kirletici ve tehlikeli olduğuna dikkat çekerek dünya tarihinin üç büyük nükleer kazasından örnekler verdi. Kırklareli’nin kıyılarının yıllar önce potansiyel nükleer santral sahası olarak belirlendiğine dikkat çeken Gürbüz, “O zamanlarda burası nüfus yoğunluğu düşük bir yer olması nedeniyle öne çıkıyordu ancak şimdi durum çok farklı. Belirlenen yer İstanbul’un hemen yanında, milyonlarca insana komşu. Olası bir kaza veya sızıntı durumunda yüz binlerce insanı nereye ve nasıl tahliye edeceksiniz? Türkiye’nin halihazırda elektrikte arz fazlası var. İklim dostu politikalar izlenirse enerji talebinin düşürülebileceğini de biliyoruz. Nükleer santral projeleri ‘nükleer güç’ masalıyla oy toplamayı ve malum şirketlere milyarlarca dolarlık kaynak aktarmayı amaçlıyor” ifadelerini kulandı.

HUKUK GARABETİ

Gürbüz’ün ardından söz alan gazeteci Gökay Başcan, Akkuyu ve Sinop nükleer santral süreçlerini ve deneyimlerini aktardı. Nükleer santrala açılan davalarda bir hukuk garabeti yaşandığını belirten Başcan, “Başta Sinop halkı olmak üzere Karadeniz’e kıyısı olan iller, nükleer enerjiyle 1986’da tanıştı. Çernobil dolayısıyla her evde bir kanser vakası yaşandı. Şimdi aynı Sinop ve Kırklareli halkına nükleer enerji dayatılmaya çalışılıyor” dedi.

Çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) süreçlerinin ciddiyetsiz ilerlediğini hatırlatan Başcan, “Sinop’ta sahibi olmayan bir projenin, dünyada örneği olmayan bir reaktörün üzerinden hazırlanan ÇED raporu geçerli. Buna rağmen davalar reddediliyor. Akkuyu’da benzer bir hukuk süreci gördük. İktidar tarafından ‘özenle’ seçilmiş nükleer yanlısı isimler, Akkuyu davasında bilirkişilik yaptı” ifadelerini kullandı.

TELAFİSİ İMKANSIZ ZARAR VERECEK

Birinci oturumda sözü Trakya Platformu’ndan Avukat Bülent Kaçar aldı. Planlanan projenin yerine ve bölgede yaratacağı yıkıma ilişkin konuşan Kaçar, “Çalışmaları kamuoyundan gizlice yürütülen 3. nükleer santral sahası, Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası Çevre Düzeni Planı’nda ‘orman alanı’, ‘tarım arazisi’ ve ‘içme ve kullanma suyu mutlak koruma alanı’nda kalmaktadır. Trakya’daki orman alanları, bölgenin geleceğini güvence altına alabilmek için mutlak korunması gereken doğal değerlerdir. Yaklaşık 14 bin dönümlük ormanlık alanda ve deniz kıyısında yapılacak orman kesimleri, hafriyatlar, açılacak yollar, yapılacak inşaat faaliyetleri ile Istranca’lara telafisi imkansız çok büyük zararlar verilecektir” ifadelerini kullandı.

TOPLUMSAL MÜCADELE ZAMANI

Nükleer santrala karşı verilecek mücadelenin önemi dikkat çeken Kaçar şöyle konuştu: “Trakya ve Marmara bölgesindeki tüm il ve ilçe belediye meclisleri, il genel meclisleri, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Meclisi, Trakya Belediyeler Birliği ve Marmara Belediyeler Birliği’nin, Trakya nükleer güç santralı projesine karşı aktif mücadele vermesi çok önemlidir. Siyasi iktidar, Türkiye’nin enerji arz fazlasının sürekli arttığı bir dönemde enerji verimliliğini sağlamak, güneş enerjisine başrolü vermek yerine ölümcül tercihlere olanak sağlamaktadır. Trakya’ya 3. nükleer santral demek Istranca’ların yok olması, Karadeniz balıkçılığına darbe, sürekli kuraklık ve demografik değişimler demektir. Trakyalılara rağmen çalışması gizlice yürütülen bu ölüm santralına karşı dayanışma ve birlik içerisinde, bilim ve hukukun rehberliğinde toplumsal bir mücadeleye başlama zamanı gelmiştir.”

SİYASAL BİR MÜCADELE

İkinci oturumda ilk sözü SOL Parti Ekoloji Çalışma Grubu’ndan Parti Meclis Üyesi Avukat Mert Yedek aldı. Çevre ve ekoloji mücadelesinin siyasal bir mücadele olduğuna dikkat çeken Yedek, şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’nin dört bir yanında, köylerde, kentlerde, dağlarda ve kıyılarda doğa savunusu yükselmektedir. Ekoloji mücadeleleri çoğunlukla yerel ve parçalı kalmaktadır. Hukuk yolları sistematik biçimde etkisizleştirilmektedir. Ekoloji mücadeleleri ile siyasal mücadele bağı kurulamamaktadır. Mücadeleler süreklilik kazanmakta zorlanmakta, kalıcı örgütlenmelere dönüşememektedir. Bu tablo, ekoloji mücadelesinin sınıf mücadelesiyle ve siyasal mücadeleyle yeterince buluşamamasının da bir sonucudur. Oysa ekolojik yıkım, en çok emekçileri, yoksulları, köylüleri ve kadınları vurmaktadır. Tek adama dayalı karar alma mekanizmaları, halkın katılımını dışlayan süreçler ve hukuksuz uygulamalar, ekolojik yıkımı hızlandırmaktadır. Ulusal maden, sanayi, enerji, tarım ve kent politikaları siyasal iktidar tarafından belirlenmektedir. Siyasal rejim ile ekolojik talan arasında açık ve görünür bir bağ vardır. Bu nedenle doğa mücadelesi, kaçınılmaz olarak siyasal bir mücadeledir.”

Sunumların ardından Trakya’nın farklı illerinden gelen katılımcılarla başta nükleer santral olmak üzere bölgedeki ekolojik yıkıma karşı mücadele yöntemleri tartışıldı.

   Site Tasarımı: Kadir Hameş Tarafından Yapıldı