Gökhan Bulut – Akademisyen
Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) çatısı altında düzenlediği futbol turnuvası, siyasal iktidarın sivil toplum alanıyla kurduğu ilişkinin bugünkü seyrini anlamak açısından dikkat çekici bir örnek. Etkinliğin, resmî bir görevi bulunmayan bir isim tarafından düzenlenmesi, üst düzey siyasetçi ve bürokratların ve çok sayıda eski “ünlü” futbolcunun katılımıyla gerçekleşmesi, Türkiye’de siyasal iktidarın kurumsal sınırlarının nasıl esnediğini bir kez daha gösterdi. Bu esneme, iktidar açısından bir güç gösterisi olduğu kadar, aynı zamanda derinleşen bir meşruiyet sorununu da işaret ediyor.
GENİŞLEYEN GÖRÜNTÜ, DARALAN GERÇEK
Bu tür organizasyonların toplumda geniş bir karşılık bulduğu söylenemez. Aksine, bu etkinliklere katılan siyasal ve kamusal figürlerin toplumsal meşruiyetlerinin giderek zayıfladığını, geçerliliklerinin de yalnızca AKP’nin desteğiyle sürebildiğini görmek gerek.
Düzenleyenler açısından bakıldığında bu organizasyonların asıl işlevi, sivil toplumun tamamını kapsamak değil, onun en görünür, en sembolik ve medya açısından en kolay denetlenebilir kısmını kontrol altında tutmak. Oysa asıl geniş ve belirleyici olan, gündelik hayatın içinde, iş yerlerinde, sokakta, “gerçek tribünlerde” olanlardır.
Evet, bu tür etkinlikler ve girişimler, aynı zamanda bir hegemonya kurma mücadelesi olarak görülmeli fakat hegemonya, yalnızca bu tür etkinlikler ve gösterilerle kurulmaz. Aksine, bunlar, hegemonyadaki eksikliği gösteren ve sürekli olarak hatırlatan imgeler haline gelir. Bugün o küçük halı sahada oynanan oyun, en geniş toplumsal tribünlerin gözlerini kamaştırmaya yetmez. O geniş tribünlerin izlediği asıl saha, bütün memleket sathıdır ve “tribünler” o sahada gerçekte “kendi kalelerine gol yediklerini” bilmektedir.
EĞLENCE VE ZOR, İKBAL VE SADAKAT
AKP’nin toplumun genelinde yaşadığı meşruiyet kayıpları, iktidarı açısından ciddi bir soruna işaret ediyor. TÜGVA benzeri yapıların yoğun biçimde öne çıkarılması, bu kaybı telafi etmekten çok, üzerini örtmeye yönelik bir strateji. Görünür alanda kurulan bu tür “eğlenceli” sahneler, görünmeyen alandaki (tüm toplumsal alanlar) rıza kaybını ve oralarda uygulanan her türlü zoru akla getirmeli.
Bu turnuva fotoğrafı bize Türkiye’de “kamusal alan” ile “iktidar/siyasi parti” arasındaki sınırın tamamen silikleştirilmeye çalışıldığını da gösteriyor. Bir “vakıf yöneticisinin” etkinliğine katılmak, devlet bürokrasisi için artık bir “tercih” değil, bir itaat ve sadakat bildirimine dönüşmüş durumda. Bürokratların, siyasetçilerin, sporcuların bu tür etkinliklerde boy göstermesi kendi açılarından “ikbal” kaygısını gösterdiği gibi siyasal iktidar tarafından da bir bağlılık beyanı yoklaması olarak değerlendiriliyor.
“VELİAHTLIK” MI SÜREKLİLİK Mİ?
Bilal Erdoğan’ın siyasal sahnede giderek daha belirgin bir figür olarak konumlandırılması da bu etkinliğin (genelde bu tür etkinliklerin) diğer bir çıktısı. Burada söz konusu olan, kamuoyunda tartışıldığı gibi, “Bilal Erdoğan’ın Recep Tayyip Erdoğan sonrasına hazırlanması” değil, bu ismin toplumsal bir değer ve sembolik bir özne olarak sürekliliğinin sağlanmasıdır. Protokol düzeni, temsil biçimleri ve kamusal görünürlük, bir tür “doğal merkez” algısı yaratmayı da hedefliyor. Ancak bu çabanın da toplumsal karşılığının çok az olduğu açık.
Sonuç olarak, sahada oynanan maçtan çok daha belirleyici olan, bu etkinliklerin neyi örtemediğidir. Görünür sivil toplum alanı ne kadar kontrol altına alınırsa alınsın, geniş toplumsal alandaki meşruiyet kaybı bu tür organizasyonlarla telafi edilebilir gibi değil. Türkiye’nin önümüzdeki dönemini belirleyecek olan da, tam olarak bu örtülemeyen boşluklar, derinleşen hegemonya krizi, gerçek sahada karşı karşıya gelecek öznelerin durumu ve gerçek tribünlerin ne yapacağıdır.

